İstanbul Dünyanın Kaçıncı Güzel Şehri?
İstanbul. Şehirlerin sultanı, dünyaların en büyüğü… Ama dünyanın kaçıncı güzel şehri olduğunu kimse bilmiyor, değil mi? Herkes İstanbul’u çok seviyor, ben de dahil. Fakat, gerçekten o kadar güzel mi? Yoksa güzellikleri biraz “Instagram filtresi” gibi mi? Hadi gelin, bu soruyu esprili ve derin düşünceli bir şekilde keşfe çıkalım.
İstanbul’un Güzellik Endeksi: Göz Var, Kulak Yok
Bir sabah, kahvemi alıp, İstanbul’un en güzel manzarası denilen yerlerden birine gitmeye karar verdim. Hedef: Galata Kulesi. Hızla yürüyerek oraya vardım. Ama… aman Tanrım, o ne kalabalık! Hani diyorlar ya, “İstanbul’da yalnızsan bile, kalabalığın içinde yalnızsındır” diye. Yani orada, Galata’nın en tepe noktasında bile kendimi 50 kişilik selfie grubu arasında kaybolmuş gibi hissettim.
Ama işin ilginç yanı, her şey o kadar güzeldi ki… İstanbul’un silueti, Boğaz’ın o mavi-mor karışımı, Topkapı Sarayı’nın görkemi. Evet, güzel bir manzara, tamam. Ama bu manzara, birinin “Bu şehir dünya güzeli” demesini mi hak ediyor, yoksa İstanbul’a dair bir hikayenin “güzel bir anı” olduğunu mu kabul etmemiz gerekiyor?
Neyse, ben de bir yandan manzarayı izlerken, “İstanbul gerçekten dünyanın kaçıncı güzel şehri?” diye kendi kendime soruyorum. Çünkü, gelin görün ki bu şehir bazen güzellikleri ile büyülerken, bazen de büyüleyici karmaşasıyla “güzellik” algımızı test ediyor. Düşünsene, sabah işe gitmek için Taksim’den Kabataş’a yürürken, kıyafetinden gelen taze narenciye kokusuyla “Burası gerçekten güzel bir şehir” diyorsun. Ama bir dakika sonra, otobüs durağındaki 5 dakika boyunca yaşadığın çılgın trafiği ve sinir bozucu taksicileri görünce “Acaba burası dünyanın kaçıncı güzel şehri?” diye düşünmeye başlıyorsun.
İstanbul’un İki Yüzü: İki Gözle Güzellik Aramak
İstanbul’un güzelliği, bir yanda tarihi yapılar, şık kafeler ve harika sokaklarla gözlerimizi kamaştırırken, diğer tarafta her sabah E-5’in o tükenmeyen trafik çilesiyle gözlerimizi dolduruyor. Hadi bir de metroya binelim, orada karşılaştığımız insan profilleri başka bir yazı konusu da, biz şimdilik güzellik üzerinden gidelim.
İstanbul’a dair iki yüzlü bir deneyim var. Herkes İstanbul’u çok seviyor, ben de seviyorum, ama bazen İstanbul’un o kalabalık, yoğun, gürültülü yanları da gözümüze batıyor. İşe gitmek için sabah 7:30’da otobüse bindiğinde, o “bana her şey hakkım” bakışlarıyla karşılaştığında, insan gerçekten “güzel” bir şehirde mi yaşıyor, yoksa bir anlamda hayatta kalma mücadelesi mi veriyor, insan bir sorguluyor.
Ama işte o anda, mesela Eminönü’ne gitmek için vapura bindiğinde, havada taze simit kokusu, denizin hafif dalgalanışı, martıların cıvıltısı… İstanbul bir anda senin için başka bir yere dönüşüyor. Hani derler ya, “İstanbul’a bir kez aşık oldum, sonra bir daha sevdim” diye, o gerçekten doğru. İki yüzü olan bir şehir İstanbul. Bir tarafı “Benim için İstanbul en güzel şehir” dedirten, diğer tarafıysa “İstanbul’un neresinden tutarsan tut, elinde kalıyor” dedirten.
“İstanbul Dünyanın Kaçıncı Güzel Şehri?” Cevabını Verme Savaşı
Evet, İstanbul’un güzelliği tam olarak nereden başlıyor? Bu konuda birçok insanın fikir birliği yok. Kimisi İstanbul’u birinci sırada sayar, kimisi beşinci, kimisi de onuncu. O kadar farklı bakış açıları var ki, birinin şehri “dünyanın en güzel şehri” olarak görmesi, diğerinin gözünde tamamen kötü bir şehir imajına dönüşebiliyor.
Bu durumu, bir arkadaş grubumda şöyle açıklamıştım:
Ben: “İstanbul’u dünya sıralamasında kaçıncı güzel şehir olarak görüyorsunuz?”
Arkadaş 1: “Ya bence birinci. Yani, deniz var, tarih var, her şey var. Çok güzel!”
Ben: “Peki, gece yarısı Taksim’de yürürken kollarındaki parfüm kokusuyla seni rahatsız eden 200 kişinin arasında ‘güzel’ demek kolay mı?”
Arkadaş 2: “Ya aslında İstanbul’da güzel olan şeylerden çok, insana hikayesiyle büyüleyen şeyler. Neyse, bu şehri 2. yapalım, ama yine de hep güzelliklerin ötesine bak!”
Ve tabii, burada bu soruya doğru bir cevap bulamıyoruz. Çünkü, güzellik bence kişisel bir şey. İstanbul’u bazen birinci, bazen de onuncu sırada görmen mümkün.
Bir De İstanbul’un Kendine Has Güzelliklerini Unutmayalım
Ama yine de, İstanbul’un kaçıncı güzel şehir olduğunu tartışırken, unutmamamız gereken bazı gerçekler var. İstanbul’da yaşayan bir insan olarak, bazen gerçekten büyülendiğimiz anlar oluyor. Mesela, bir sabah Boğaz Köprüsü’nün üzerinden geçerken, İstanbul’un devasa siluetini izlemek… Bu manzara, gerçekten de birinci sıraları hak ediyor. Çünkü İstanbul, tarihin her adımını attığın, her sokağında geçmişi hissettiğin bir şehir. Bir gün Haliç’te yürürken, bir sonraki gün Beyoğlu’nda tarihin içinde kaybolmak… Bu kadar farklılık, her türlü güzelliği barındırıyor.
İstanbul’a dair her bir an, bir anı olarak kaydediliyor. Farklı kültürleri, insanları, sokakları, tatları bir arada bulunduran bir şehir olması, gerçekten büyük bir güzellik. Eğer gözlerinizle değil de ruhunuzla bakıyorsanız, İstanbul’a her baktığınızda bambaşka bir güzellik keşfediyorsunuz.
Sonuçta…
İstanbul dünyanın kaçıncı güzel şehri sorusuna net bir yanıt bulmak gerçekten zor. Bence İstanbul, dünyada güzellik sıralaması konusunda bir istisna. Kimi zaman birinci, kimi zaman onuncu, bazen de hiç hesaplanmayan bir yer olabilir. Ama ne olursa olsun, İstanbul’un güzelliği, onu seven her kişinin kalbinde birinci sırada yer alıyor. Ve bana kalırsa bu kadar güzel, karmaşık ve büyüleyici bir şehirde yaşamanın kendisi zaten başlı başına bir ödül.
Şehirlerin güzelliği ne kadar sayısal olmasa da, İstanbul’un güzellikleri, içinde yaşadıkça derinden hissediliyor. İster birinci, ister onuncu sırada olsun, İstanbul’un “güzel” olması, hepimiz için bambaşka bir anlam taşıyor.